Yazan: Oğuz ATAY
Oyunlaştıran-Yöneten: Murat Karahüseyinoğlu

Oynayanlar:

Fatih AL,  M.Nurkut İLHAN, Ertuğrul KILINÇKAYA,  Ümit KOYUNCU, Uğur ÇAKIROĞLU

Dekor-Kostüm-Işık- Tasarım:mk

 
 

 

Oyun Tarihi: 

 

T.C.KÜLTÜR BAKANLIĞI’NIN MADDİ KATKILARIYLA

9.LIONS ÖDÜLLERİ

“en iyi erkek oyuncu”FATİH AL

SANAT KURUMU

“övgüye değer erkek oyuncu” M.NURKUT İLHAN

oyun fotoğrafları


ÖYKÜSÜ : ‘O’ yalnız yaşayan biridir.. Bir gün, anlaşılmayan bir dilde yazılmış bir mektup alır. Üniversite de ‘ölü diller’ üzerinde uzman olan arkadaşına götürdüğü/okuttuğu mektup ‘size bildirine kadar evinizden çıkmayın’ anlamında bir uyarıdır… O, eve kapanır…Korkuyla, Korkuyu Beklemeye başlar…

Bizim ilk günahımız belki de budur. Kapalı sistem yaratıklarının dış dünyaya karşı beslediği korkudur. Yaşama korkusudur. Fütuhat da, herkese ve her şeye boyun eğdirerek bu korkudan kurtulma çabasıdır. Dünyayı bir savaş alanına çevirdikten sonra, her yandan düşman saldırısı bekleyenlerin korkusudur. Bir şehire kapanıp, bütün ülkenin saldırısını bekleyen sarayın korkusudur bu. Sarayı kaleye çevirenlerin korkusudur. Kardeşleri tarafından öldürülmeyi bekleyen sarayın korkusudur. Her davranışın devlete yöneldiğini sanan paranoyak yöneticilerin korkusudur. Kültür korkusudur. Matbaadan, şiirden, resimden, felsefeden, hatta dinden korkmaktır bu. Halk Partisinin Köy Enstitülerinden korkmasıdır, Demokrat Partinin modern resimden korkmasıdır. Bazı solcuların modern edebiyattan, modern sanattan korkmasıdır. Halkın içinde sivrilen esnafın, eşrafın, mollanın halktan korkmasıdır. Korkunun sonu yabancılaşmadır. Yeni yazarların kelimeler icad ederek azınlık olma telaşıdır, toplumsal sorunlara eğilerek kendini tanıma korkusudur. Kavram kargaşası yaratarak temel kavramlardan uzaklaşma çabasıdır.Temel kavramların onu bir hiçe indireceği korkusudur. Korku ortadan kalkarsa postunu kaybedeceğinden korkan tekke şeyhinin korkusudur. Bunun için müeyyideler gevşektir. Herkes korkmalıdır ama ceza da uygulanmamalıdır.Müeyyideler hayatı zehir edecek kadar korkutmalıdır ama isyan ettirecek kadar kesin olmamalıdır. Neyin ne olduğu, hangi suçun cezası ne kadar olduğu bilinmemelidir. Fakat herkes her an, suç işlediği halde kendisine taviz verildiğini hissettiği için başı önünde dolaşır insanımız. Bizim ilk günahımız budur cezalandırılmayan küçük günahların toplamı… Hoşgörümüz de budur. Ayrıca devlet de aynı suçluluk duygusu içinde müeyyideleri uygulamaz. Bu bakımdan bağışlayıcıdır. Karşılıklı bir oyundur bu. Bağışlanmayan tek suç, bu oyunu fark etmek, bu oyuna karşı çıkmaktır. Gerçeği aramaktır. Bilim bunun için tehlikelidir, felsefe bunun için tehlikelidir, deneme bunun için tehlikelidir, roman ve hikaye bunun için tehlikelidir. Belirli kalıplar içinde kalan şiir bunun için tehlikesizdir. Taklitçi olmayan Batıcılık bunun için tehlikelidir. Gerçeği arayan Doğu bunun için tehlikelidir.

OĞUZ ATAY-Günlük-25 mart 1974

Sorun ‘bulma’ ,‘yazma’ ve özellikle de ‘yaratma’ sorunu değildi, sorun ‘olanı fark etme’ ,‘olanda derinleşme’ sorunuydu.. yeni bir şey değildi aradığım.. yeni bir şey de yoktu sanırım.. bu noktada ‘oyunlaştırma’ ve ‘yeniden anlatma’nın benim algıma, beklentilerime daha uygun olduğunu düşünmeye başladım.. daha ne kaldı diyerek kendi içime döndüğümü hatırlıyorum.. bilebildiğim kadarıyla işte her şey bitmişti..

karahüseyinoğlu,murat

Türel Ezici /sahne dergisi

Karahüseyinoğlu nun Korkuyu Beklerken i oyunlaştırması, giderek yoksullaşan tiyatro yazınımıza yaptığı katkı düşünülürse, hiç kuşkusuz çok önemli, kutlanası bir çaba. Murat Karahüseyinoğlu yaklaşık 20-25 yıl önce oyunlaştırdığı Korkuyu Beklerken ile ilgili şöyle diyor: “…Sahnede bir kişi vardı sözde ama birden 2 kişi oluyordu, bazen 3, 4 kişi oluyor ya da bölünüyorlardı. Bunun sahnedeki karşılığı neydi. Dış ses bir yere kadar çözerdi sorunu. Ve pek bildik ve de iyi bir çözüm olmazdı. Ayrıca iki kişi gibi duran bir kişiyi oynayabilecek oyuncu kapasitesi nereden bulunacaktı. Bilindiği kadarıyla ne ülke belliydi, ne de milliyet. Bir gecekondu, yalnız bir adam. Anlattıkları hepsi gerçek olabilirdi ama olmayabilirdi de. Olanların tamamı aslında olmayabilirdi. Sadece kelimeler.. kelimeler.. kelimeler.. Buradan yola çıkarak sözün önemli olduğu kararına vardım ve hemen hiç budama yapmadım. Oynanırken sözcükler, çıkardığı sesler bir gürültüye dönüşecek, alınabilen alınacak, üzerinde çok da düşünülmeyecekti. Etki önemliydi ama bildik çerçeve sahnede bu mümkün değildi. Değil de.”

(…)Tiyatroyu / sinemayı kuramsal, sanatsal, teknik bakımdan iyi bilen bir yönetmen olan Karahüseyinoğlu, sinevizyonla desteklediği incelikli çevre/ışık düzeniyle başarılı bir sahneleme gerçekleştirmişti. Gerçekçi tiyatroyla modern sonrası tiyatronun uylaşımlarını birlikte kullanarak Atay ın düşünsel evrenine yaraşan deneysel bir performans ortaya koymuş(…) Tavizsiz, ciddi çalışılmış bir Oğuz Atay sahnelemesi izlemek isteyenler 2009-2010 sezonunda da Öteki Tiyatro’da Korkuyu Beklerken i seyredebilirler.

*************

Yaratılmak istenen ‘korku imparatorluğu’ na sahneden tepki:

KORKUYU BEKLERKEN

Cumhuriyet Gazetesi-Ankara Eki- 2009

ANKARA(Cumhuriyet Bürosu) Öteki Tiyatro nun yeni eseri “Korkuyu Beklerken”, günümüz Türkiye sinde iktidarca yaratılmaya çalışılan ‘korku imparatorluğu’ na bir tepki olarak sahneleniyor.

**************

Öteki Tiyatro Oğuz Atay dan Korkuyu Beklerken i sunuyor

SAHNEDEN-Ayşegül Yüksel- Cumhuriyet (7 temmuz –Salı)

Gizli mezhep ten Ergenekon’a

Öteki Tiyatro dayım. Korkuyu Beklerkenin sahnedeki sunumunu izliyorum. Oğuz Atay ın 1970 li yılların başında gün yüzüne çıkan bu 60 sayfalık-uzun öykü/kısa roman kıvamındaki- metni bir iç monolog niteliği taşır. “Tek başına konuşma’ / ’yüksek sesle düşünme’ , tiyatronun bilinen tekneklerindendir. ‘Tek kişilik oyun’ olgusu ise çağdaş tiyatronun vazgeçilmezlerinden.. Ne ki metni tiyatrolaştıran Murat Karahüseyinoğlu, ‘tek kişilik’ olması beklenebilecek sahne olayına başka kişiler, bu kişilerin sunduğu görsel işitsel özellikler yoluyla da farklı göstergeler katmış. Böylece öyküyü okumakla, sahnedeki performans metni ni okumak arasındaki benzerlikler korunurken, yapıtın bütününe ters düşmeyen farklı algılama boyutları da oluşmuş. ‘Korkuyu Beklerken’ , ’gizli mezhep’ olarak yorumlanan – varlığı / yokluğu kanıtlanmamış- bir örgütün yarattığı ‘korku’ üstünedir.

Duyarlı bir yorum

(…) yarı karanlıkta devindirdiği kısa ve kesik konuşan ‘siyah elbiseli / resmi görevli’ kişilerin varlığıyla, bireyin egemen güçlerce kuşatılmışlığının getirdiği korku yu, suç/yargı/ceza olguları karşısındaki ‘endişe’ durumunu ön düzeye alarak, Atay ın metninin dışına çıkmaksızın ‘Ergenekon soruşturmaları na dek uzanan bir çağrışımlar zinciri oluşturmaktadır. Atay ın kişisini bağıntılı olduğu tüm çağrışım alanları içinde duyarlı bir yorumla canlandıran Fatih Al iki saati aşan soluklu performansını, bireyin kendisine yönelttiği kara alay ı da ‘buruk’ bir yaklaşımla kotararak bütünlüyor. Ankara nın unutulmuş bir tiyatro salonunu yeniden yaşama geçirdikten sonra varlığını ‘sıradan olmayan’ işlere adayan Murat Karahüseyinoğlu nun Öteki Tiyatro su 11 yaşını sürüyor…. Korkuyu Beklerken’ algılama yoğunluğu gerektiren bir oyun. Bu nedenle, en az yarım saat daha kısa olması gerekir. Ne çare, uyarlamacılar, yazarlara kıyamıyorlar..


Bookmark and Share